18 Mayıs 2014 Pazar

SOMA'DA KÖMÜR KARASI YAŞAMLAR,CAN ACISI ÖLÜMLER..

Büyük bir acının yaşandığı Soma'ya gitmek üzere sabah saatlerinde beş arkadaş yola çıkıyoruz.

Ölen işçilerin sayısını öne çıkarmanın onlara saygısızlık olacağını bilerek, acının büyüklüğünün sayılarla ifade edilemeyecek kadar ağır olduğunu duyumsayarak, bu ölümün yıkıma uğrattığı, travmanın hala bilince çıkmadığı, ortaya sıkışmış madenci kasabasına yol alıyoruz. Bergama’dan içeriye sapıp geçiyoruz.

Kınık yol ayrımına geldiğimizde Jandarmalar yolda durmuş Kınık'a girecek araçlara bakıyorlar bizi durdurmuyorlar. Kınık yol ayrımından Soma yoluna devam ediyoruz. Geniş bir ovayı geçip Soma'ya yol alıyoruz.

Soma girişine vardığımızda iki otobüs çevik kuvvet ve durdurulan araçları çeken NTV kamerası karşılıyor bizi ne diyeceğimizi çok bilmeden yaklaşıyoruz polislerin olduğu noktaya. Yolun sağında bir büyük birde küçük otobüs durdurulmuş onlarla ilgileniyorlar. Biz ise özel ve iyi sayılabilecek bir otomobille geldiğimizden kimse bir şey sormuyor yavaşça geçiyoruz. Arama noktasını geçince içimizde bir rahatlamayla ilçenin merkezine doğru yol alıyoruz. Sokaklar sessiz ve sakin görünüyor. Dışı tuğladan iki katlı eski bir evin önünde plastik sandalyeler üzerinde bir grup insan oturuyor. Buranın madende ölen bir işçinin cenaze evi olduğunu anlıyoruz. Kadınlar duvar dibindeki kazanlarla bir şeyler hazırlıyorlar.

Soma unutulmuş yoksul bir kasaba, insanların yüzleri ifadesiz donuk bakıyor.

Herkes ölülerine saygıdan sessizce konuşuyor gibi geliyor ilk bakışta. Biraz içlere merkeze doğru yaklaştığımızda, kalabalık artıyor. Kahvelerde kendi aralarında konuşan çekingen insanlardan daha özel bilgilerle kurulmuş cümleler çalınıyor kulağımıza. Acılarını sessizliğe gömmüş sanki bütün Soma. Bizi süzen anlam vermeye çalışan, yabancı olduğumuzu bizeduyumsatan gözlerle bakıyorlar. Birkaç gündür yaşanan polis saldırılarından insanlar tedirgin. İlçenin merkezine vardığımızda bizi meydanda Genel Maden İş sendikasının beş ya da altı katlı binası karşılıyor. Alt katı lokal olarak kullanılan binanın ön kısmındaki masalar dolu çok sayıda insan oturuyor, herkes sessiz neredeyse hiç konuşmuyor. Meydanın karşı tarafına bakıpta üç otobüs çevik kuvvetle yüz yüze gelince sessizliğin nedeni biraz anlaşılıyor. Dışarısı dolu olduğu için içeriye girip oturuyoruz, içerideki televizyonda Ntv nin Soma'dan canlı yayını veriliyor, içeride bir kaç genç kâğıt oynuyor. Televizyona bakan yok biz bakıyoruz sadece. Oradaki durumu, duyguyu anlayabilmek için ipucu arıyoruz. Arka masamızda yalnız oturan otuz beş yaşlarında adamın cep telefonu çalıyor. Eliyle ağzını kapatarak konuşuyor çok yakın olduğumuzdan konuşmaya kulak misafiri oluyorum isteyerek.  Konuşmalarından onunda sivil polis olduğunu anlıyoruz. Konuştuğu her kimse burası çok karışık herkes var sen haftaya gel o zaman daha sakinleşir diyor. Az sonra iki çevik muhtemelen bizi oralı sanıp masaya geliyor. Maden kapandı mı diye bize soruyor. Kapandı arama sonlandı bu gün diyoruz.

"Allah mekânlarını cennet eylesin" deyip kapının önüne çıkıyorlar. Bizde sessizce kalkıp dolaşmaya çıkıyoruz. Soma Linyit otelin yanından aşağıya doğru iniyoruz. Sokaklar adım başı polis kaynıyor, birileriyle konuşmak istiyoruz ama mümkün olmuyor. Biraz aşağılarda bilbordlar siyaha bürünmüş bütün firmaların ve kazanın olduğu günden bu yana kayıp olan ortaya çıkmayan belediye başkanın başsağlığı mesajları var.

Bütün esnaf başımız sağ olsun yazılı irili ufaklı kağıtlar yapıştırmış camlarına. Bankamatik'in önünde;

Soma madeninde çalışanların aylıkları bankamıza yatırılmıştır çekebilirsiz, ilanı asılmış.

Her bankada yardım hesaplarının numaraları da iliştirilmiş camların görünen yerlerine.

Katiller öldürdükleri işçilerin geride kalan yakınlarına bakmanın yükünü topluma yayarak, hem insanların vicdanlarını rahatlamayı, hem bu yükten kurtulmayı planlıyorlar.

Bir kaç kahvede daha oturup çay içiyoruz üzerleri dökülen perişan halde insanlar, sırtlarında, kollarında Soma maden işletmesi yazısı gözümüze çarpıyor. Bir masada kendi aralarında hararetle konuşuyor beş kişi, olan bitenin hepsi fazlasıyla farkında ancak kimse sesini çıkaramıyor. Hissedilen çok büyük bir baskı var, insanlar sindirilmiş.

Mezarlığı sorup yola koyuluyoruz. Akhisar Kırkağaç Midibüslerine binip on beş dakikalık yoldan sonra mezarlığa varıyoruz. Bütün otobüs orada boşalıyor mezarlık kapısından giriş belediye görevlileri, Kızılay ve Beşir derneği adında bir tarikat tarafından tutulmuş. İçeri girenlere kolonya döküp, lokum çikolata, Tavuklu Pilav, Döner, pet sular ikram ediyor almaya zorluyorlar. Sevaptır almadan geçmeyelim diye bağırıp duruyor görevliler. Birisi de elinde Arapça ve Türkçe dualar basılı kâğıtları tutuşturmaya çalışıyor. Gelen kadınların ellerinde dua kitapları var. Yürüyüp yirmiye yakın mezarın kazılı olduğu bir düzlüğe varıyoruz. Büyük bir kalabalık var. Bütün mezarların başları dua eden insanlarla dolu. Çoğunun ya akrabası ya komşusu taze ölüler.

Her mezarın başında ayrı konuşmalar duyuyorum.

—Daha akşam beraber kahvede çay içmiştik akşam vardiyasına diye kalktı gitti, ölüsü çıktı madenden. 

Koltuk değneğiyle gelmiş malülen emekili bir maden işçisiyle konuşuyorum, yanında on yedi yaşlarında bir genç var.

Yakınınız mı var ? diye soruyorum.

— Baştan bu yana bütün mezarlardakiler arkadaşım hepsini tanıyorum, yıllarca beraber çalıştık.

Ben on yıl kadar önce başka Madende çalışırken dinamit patladı ayağım sakat kaldı, yanımdaki arkadaşım kör oldu görmüyor şimdi. Mahkemeye verdim kazandım paramı yinede ödemediler, hastane masrafları için kredi çektim on üç bin lira, malulen emekli oldum aylık bağlandı. Onunda beş yüz yetmiş beş lirası kesiliyor. Bu  benim oğlan on yedi yaşında okuyor, ayda üç yüz lira kalıyor elimize onla geçinmeye çalışıyoruz. Bu arkadaşlar bizim maden kapanınca buraya geçtiler daha iyi olur belki diye burası daha beter çıktı. Köle gibi çalıştırıyorlar insanları, canın hiç kıymeti yok, göz göre göre, bile bile ölüme gittiler hepside.

Biz onunla konuşurken bir ağlama sesi duyuluyor çok kalabalık bir mezar yanaşmaya çalışıyorum. En son dün çıkarılan arkadaşı oraya gömdüler mezarın başında ağlayan eşi diyor. Genç bir kadın yanında yetmişini geçmiş yüzü çökmüş yerde ağlayan kadının omzuna tutunmuş gözlerinden yaşlar süzülen başka bir kadın ya annesi yada kayın validesi. Elinde uzun namlulu oyuncak bir tüfekle ölen babasından haberi olmayan yaşlı kadının kafasına sürekli ateş eden yaramaz bir çocuk. Her iki kadında da günlerdir ağlamaktan hal kalmamış yüzlerinde, yorgun düşmüşler. Ağlamaklı sesiyle kadın toprağa kapanmış içini döküyor...

-Beni nasıl bırakıp gittin ibrahim ben sensiz ne yaparım. Ben seni  öpmeler doyamadım ya aşkım..

Akşam da seni öpüp yolcu ettim ya, sen beni nasıl koyup gittin aşkım.

Onlarda evlat acısı çeksin o bütün vekiller seni toprağa koyanlarda aynı acıyı yaşasın inşallah allahım... Ben şimdi ne yaparım sensiz, nasıl dayanırım bu acıya....

nasıl kıydılar sana aşkım, ben seni çok sevdim ya, seni benden aldılar daha birbirimize doyamamıştık ya.... Oğlumuza iyi bakarım sen hiç merak etme aşkım, iyi bakarım ona....haykırışları sürerken ayrılıyorum mezarın başından diğer mezarların üzerine bırakılmış okul öğrencilerinin mektuplarını okuyorum.


İnsanın yüreğini parçalayan bu acılı sözler ve insanların kolu kanadı kırık çaresizlikleri boğazıma diziliyor yandaki mezarlara yöneliyorum. Hemen yanı başında 15 yaşında öldüğü söylenen Ferhat'ın ve dibinde babasının mezarı, ancak onu buraya babasıyla birlikte gömenler yine on dokuz yazmışlar mezarının başına koydukları o tahta parçasına.

Burada acı dayanılmaz ölçüde insanı öfkelendiriyor ve içinde biriken öfkesini bastırmak için o kadar çok önlem alınmış ki, otobüslerce polisler, din adamları, yardım adı altında insanları sömüren tarikatlar, hissedilen büyük bir kuşatma ve tehtid var İnsan baskıdan nefes alamıyor. Bu yüzden yıllardır baskılanan aşağılanan hor görülen bu insanlar yaşadıkları bütün acılara rağmen  şükretmeye zorlanmışlar. Bu gün Soma'da tam bir travma yaşanıyor, öfkenin sokaklara taştığı gün devletin gerçek yüzüyle karşılaştılar bu yüzden korkuyorlar. Acılarına rağmen coplanan üzerlerine Tomalar sürülen bu yoksul, çaresiz, din sömürüsü altında ruhları çürütülmüş, korkutulmuş insanların zihninde birçok şey parçalanmış durumda. Soma'da hala başka madenlerde çalışan çok sayıda işçi var. Bu madenlerde de yıllardır insanların öldüğünü söylüyor çalışanlar. Ancak bu kez sayı fazla olduğu için Soma'nın sesi duyuldu biz yıllardır aynı acıyı yaşıyoruz.

Bizi fark etmeniz için çok ölmemiz mi gerek diyorlar.


Mezarlıktan çıkıyoruz gelen otobüse binip Soma'ya yol alırken  Polisler otobüsün yolunu kesiyor kimlik soruyorlar. Arkadaşlarımızın biri Tunceli, diğeri Erzincanlı biz üçü kişi ise yerliyiz.

Onların kimliğine bakan polis  komserim iki yabancı var diyor ben atılıyorum biz buralıyız mezarlığa cenazeler için geldik diyorum. polis biraz durakladıktan sonra tamam bırak geçsin otobüs diyor.

Kapı kapanıyor muavin atılıyor, dışarıdan gelip burayı karıştırmak isteyenler var her yerden geliyorlar başbakana saldıranlar da buradan değil Somalı yapmaz diyerek Soma'lıların sessiz sakin misafirperver olduklarına anlatıyor. Somalı'ların bir çoğu çok korkmuş durumda bazıları daha cesurca gerçeği konuşabiliyor az da olsa. Yan koltuğumuzda kucağında bebeğiyle başörtülü eşi oturan esmer adam söze karışıyor,

“bende o madendeydim üç ay çalıştım sonra dayanamadım çıktım arkadaşlar abi senin mesleğin var burada niye duruyorsun kaç git dediler bende bıraktım kahvecilik yapıyorum.İyiki bırakmışım yoksa geride kalanlar mahvolurdu, diyor.

Buralarda herkesin Madenle bir ilşkisi var. İşsizlik, Madene girmek zorunda bırakıyor koca ova bomboş tarım bitmiş, tek tük hayvan göze çarpıyor.
İnsanlar çaresiz bile bile ölüme gidiyor.

Linyit madeninin insan bedenlerini öğüten çarkları acımasızca dönmeye devam ediyor ülkenin her yanında.

Binlerce ocakta onbinlerce kaçak işçi çalışıyor, çoğu zaman ölenlerden kimsenin haberi bile olmuyor.

Soma'dan yükselen çığlık insanlığımızı derinden yaraladı.

Sessizliklerine ses olmak, onların acısını haykırmak, insan kalmanın gereği.








 ÖLÜLERİ İÇİN SOKAĞA DÖKÜLÜP BAŞBAKANI BAKANLARI PROTESTO EDENLERE YAZILMIŞ... SUS SES ÇIKARMA ANLAMINDA..


































                                         FERHAT DAHA 19 YAŞINDAYDI.......



10 Mayıs 2014 Cumartesi

CUMARTESİ GÜNLÜĞÜ,BASMANENİN ARKA SOKAKLARI,VE GÖÇ MAĞDURU ÇOCUKLAR



Basmanede bir tarih kendi halinde yok olmaya terk edilmiş. 
Kent yoksullarının, tutunamayanların en dip noktası şimdi bu sokaklar eski zamanlardan kalma yaşanmışlık biriktirmiş evler. O ihtişamları günler çok gerilerde kalmış.
Daha çok Kürtler, Afrikalı göçmenler, Suriyeliler,başka hayata tutunamayanlar yeni konukları yıkık dökük, rutubetli, harabe evlerin, ucuz otellerin. Sokaklarda daha çok Kürtçe ve Arapça cümleler kuruluyor. 
Arka sokaklara tırmandıkça başka bir ülkeye gelmiş gibi hissediyorum kendimi. Daracık çıkmaz sokaklar, biçimsiz evler.Ve bu sokağa gelen yabancıyı tedirgin gözlerle izleyen büyüklerin bakışları.  
Fotoğraf makinesini görünce çekincesiz poz veren çocuklar bir sürü soruyla hemen arkadaş oluveriyorlar.Beni ayrı çek diyerek özel pozlar verenler, kenarda çekinerek uzak duran sonradan davetimi büyük bir istekle yanıtlayıp poz veren, fotoğrafa bakayım deyip makineye koşan, kendini görünce heyecanlanan sevinen yoksulluktan, ilgisiz bırakılmış yabancı bir coğrafyanın, zor hayatların çocukları. Fotoğraflarımız ne zaman getireceksin diye sorup beni sıkıştıranlara haftaya bekleyin diyorum yine bu gün geleceğim. Sözümü tutmanın zor olacağını biliyorum, gecikse de gitmeliyim. Çocuk onlar fotoğraflarını görünce çok sevinirler dost oluruz sonra yine giderim aynı sokaklara..















































Resim yazısı ekle
Aklımda kalan isimler: Rojda, Newroz, Muhammed,