Nisan'ın sonlarına gelirken bir pazar sabahı Basmane Oteller Sokağı ve çevresinde yaptığım bir kaç saatlik sarsıcı bir gezintinin kareleri ve notları...
Dar sokakların arasındaki bir otelden iki engelli çıkıyor onlarda dilenerek yaşamlarını sürdürüyorlar.Kaldıkları otelde kendileri gibi dilenmek zorunda kalan insanlar kalıyor.
Bu karı koca olan çift Manisa Alaşehir'den buraya gelmişler.Mendil satarak ayakta kalmaya çalışıyorlar, günlük kişi başı on liraya bir otelde kalıyorlar genelde onlar gibi mendil satanlar kalıyor otelde parayı vermediğimiz an kapı dışarı ediliriz o yüzden ne yapıp edip yirmi lirayı vermek zorundayız Bazen yemek yemeden akşamı yapıyoruz, diyorlar.
İki kızları evli olduğu için bir yardımları olmadığını söylüyor oğlanda askerde hiç bir gelirimizi yok mecburuz burada mendil satıp yaşamaya sıcak soğuk demeden saatlerce yollarda yürüyerek gerekli parayı çıkarmaya çalışıyoruz çok zor yaşıyoruz yaşama denirse diye ekliyorlar üzüntü ve çaresizlikle yanlarından ayrılıyorum.
Yoksul çaresiz en alttaki insanlar kalıyor otellerde koyu bir dincilikte kendini hissettiriyor esnafta.
Bu tarihi yapıların bu günkü konukları için yaşamak oldukça zor,
aç kalmak kapı dışarı edilip sokakta yatmak an meselesi, insanın posasının çıkarıldığı, en küçük duygu kırıntısına dahi yer olmayan, hayatın kaybedenleri bu insanlar ölecekleri günlerini geciktirmeye çabalıyorlar. Yaşamak onlar için on lira otel parasını bulmak, sonra karın doyabilecek bir parça yiyecek.
Paraları olmazsa çöpten bulmaya çalıştıkları.
"Elindeki naylon torbasıyla, olmaz burada kalamazsın" diyerek sokağa atmışlar terliklerinin içinde kemikleri çıkmış ayaklarını sürüyerek yürüyor. Gözlerinden yaşlar boşanırken gittikçe azalan sesinde küfürler yarım kalıyor.
Hatuniye camisinin bulunduğu meydanın karşısındaki tarihi kahveye giriyorum. Arkada boş yer olan bir masaya yöneliyorum sessizce. Örtüleri oldukça kirli ve yıpranmış. Çay istiyorum, garson hemen çayı getiriyor. Sabahın dokuz buçuğu televizyonun karşısındaki sandalyelerde yerler kapılmış, birbirinden yıpranmış çocuksu yüzleriyle on kadar insan var.
Hepsi şaşkınlıktan iyice açılmış gözlerini televizyondaki amerikan dizisine dikmişler belli ki daha önceden takip ettikleri bir dizi. Yüzlerinde heyecan ve merak var.
Alçak sesle tahmin yürütüyorlar hangi erkeğin, hangi kızı ayarlayacağı hakkında.
Işıklı gece kulübünde gürültülü bir müzik, dekolteleriyle manken gibi uzun kızlar, renk renk içkiler içiyor, dans ediyor anlamsız boş konuşmalar sahte gülüşlerle dolanıyorlar. Kadınların bolca aşağılandığı, yaşamlarıyla hiç alakası olamayan bir dizi filmi izlemeleri şaşkınlığımı arttırıyor.
Belki ikinci çayı içecek paraları yok ama amerikan filminin büyüsüne kapılmışlar. Onları izlerken sakince çayımı yudumluyorum.Meraklı gözlerle bende bütün kahvedekileri tekrar tekrar tarıyorum.
Kapının dibinde yüzü iyice yıpranmış, beyaz saçlarının uç kısımları sararmış üstünde kırmızı çizgili beyaz eşofman bulunan bir kadın yorgun gözleriyle bakıyor, adam elindeki kağıtlara dalmış hiç kımıldamıyor.
Diğer masada muhtemelen bu gün koşacak atlara dikkatle bakan kır sakallı altmış yaşlarında gösteren bir ihtiyarla biraz daha genç bir adam oturuyor. İçeride gürültü yapamayacak kadar yorgun, tükenmiş insanların çaresiz bekleyişleri içerinin loş karanlığı beni de kuşatıyor boğulacak gibi oluyorum çayım biter bitmez usulca kahveyi terk ediyorum.

Dışarıya çıkınca, caminin önündeki bankta muhtemelen gece otel parasını ödeyemediği için sokağa atılmış elleri bacaklarının arasında soğuktan iyice kıvrılmış iki insan yatıyor.
Müstamel ayakkabı satıcıları sergilerini çoktan açmışlar, modası geçmiş beyaz takım elbisesiyle kim bilir Anadolu'nun hangi kasabasından ya da köyünden buraya gelmiş , gelecek arayan iki adam tespih ve kolyeleri yere serdiği bez parçasının üstüne özenle diziyor.
Anafartalar caddesinden Basmane Karakoluna doğru yürürken fark edilmesi biraz zor, gizlenmiş muhteşem bir yapı zamanın bütün birikimiyle dimdik ayakta duruyor.
Daha önceden keşfettiğim bu yere "Emniyet Kıraathanesi" ne giriyorum oldukça eski zamanlara ait muhteşem bir mimari hala canlılığını koruyor Cumhuriyetin ilk yıllarında Baloların yapıldığı hatta Mustafa Kemal'in burada Vals yaptığını okuduğumu hatırlıyorum. Kahvenin geniş bir avlusu var sabah sessizliği hakim pek kimseler yok şimdilik ama müdavimleri olduğunu biliyorum ilerleyen saatlerde okey masaları doluyor.
Yol boyunca tükenmiş, yıpranmış,
yorgun yüzlü insanlara rastlıyorum.
Yolun sonunda yüz yıla yakın bir zamandır hizmet veren
Altın park kahvesi var. Oldukça yıpranmış onlarca kat yağlı boya sürülmüş, doğramaları geçen yıllara meydan okuyan,bu yapı hala ayakta.Oturup bir çay içiyorum gerçek çay lezzetinde..
Her sokağı ayrı bir heyecan ve şaşkınlık yaratan Basmane'de değişik yeni bir şeyler keşfetme düşüncesiyle dolaşmayı sürdürüyorum. Yaşar abi "gel bakalım buyur otur bir çay iç" diyor.
Daveti memnuniyetle kabul edip oturuyorum karşısına.
Başlıyor kendi yaşam öyküsünü anlatmaya.
Halit Yaşar GEZEK, 1944 doğumlu. Annesi, yeri şimdi Konak'taki katlı otopark olan eski Hapishanede dünyaya getirmiş onu. "Hapishanenin önünden tramvay geçerdi, ön tarafta erkekler arka tarafta kadın mahkumlar kalırdı" diye anlatıyor o günleri.Tam bir roman olacak hayatından kısa ipuçları veriyor. Kuruçay'lıyım ama Selanik'ten gelmiş babaannem diyor. Babam Tekkeciydi o zamanlar, günde elli esrar sarardı, sonra Hapishaneye girdi diye devam ediyor anlatmaya.
Benim sülalem hırsızdı, hepimiz hırsızlıkla geçinirdik. Hapishane'de kırk yaşında Kuran öğrendim, yıllarca Kuran okudum diyor bana da da ezbere kuran dan bazı ayetler okuyor.
Belli ki kendince bir din anlayışı oluşturmuş acılarına dayanmak için. Kader diyor her şey kader. Kendisi'de yıllarca Hapishanede yatmış, sonra bir trafik kazasında eşini ve çocuklarını kaybetmiş kendisinin de ayağı kopmuş, kaç kere intihara etmeye kalktım ama yapamadım hayat genede güzel diyor. Şimdi sokaklarda mendil satıyor. Geceliği 11 TL. olan bir otelde kalıyor, oda kirasını vermek zorundayım, bazı günler sadece kirayı denkleştirmek için akşam yemek yiyemediğim oluyor aç yatıyorum diyor.
Parayı bir gün vermezse otelden atılacağını söylüyor. Hayatımı yazacağım! diyor.
Tamam diyorum sana defter kalem getireceğim yaz ben yayınlatmak için elimden geleni yaparım ayrılıyorum.
Geçenlerde Alsancak'ta kaldırımın kenarında otururken gördüm ayaküstü biraz sohbet ettik.Yanında yine "ayet el kürsi" vardı durumu pek iyi değildi, elleri şişmeye başlamış kötü olmuştu. Fenalaştım buradakiler hastaneye götürmeye kalktı istemedim öleceksem burada öleyim bırakın demiş,önce helal kazanç suresini okudu, sonra başladı küfür etmeye.
Allah beni niye görmüyor , çektiğim rezilliğe bak elimde bir atom bombası olsa patlatırım bütün insanlar ölsün kimsenin kimseyi gördüğü yok, bunlar insan mı ? Bumu insanlık?
Pahalı bir arabanın arka kısmında "gezen bilir" yazıyor ona da küfrü basıyor, O....çocuğu ...gezen bilirmiş. Babanın parasıyla arabaya binip geziyon sonra gezen bilir diye yazıyon. Bizim hayatımızı yaşasaydın nah yazardın sen onu.
Adalet yok bu dünyada... Allah bunların... Allah'ın da bizi gördüğü yok basıyor ona da küfrü.
Görmeyeli koşulları daha ağırlaşmış belli ki.
"Ben ne yapacağım bilmiyorum iyice kötüleştim, burada ölüp kurtulurum belkide, yeter çektiğim acılar.
Cebimdeki bozukları atıp bir mendil alıyorum epey uzayan isyanla karışık sohbeti kesip yürüyorum. Böyle o kadar çok insan var ki.
Az ilerde yerde sürünen bir adam daha mendil satıyor. Sistemin çöp olarak gördüğü yada görmediği görmek istemediği demek daha doğru insanlar sokağa atılmış. Dilenerek yaşamının sürdüren, bunu iş haline getirmiş insanlar, acıya doymuş halleriyle oteller sokağında ölecekleri günü bekliyorlar, ama yinede bir yanıyla yaşama tutunma isteği bırakmıyor yakalarını.
Tren garına doğru yürürken yolda oturmuş iş bekleyen hamallar sesleniyor bizim fotoğrafımızı çek diye hemen gidiyorum yanlarına çekiyorum nerde çıkar diyor internete atarım bakarsınız diyorum feysbuktan at "aynalı tahir" yazdın mı tamam diyor.. tamam diyorum hadi eyvallah gülerek uğurluyorlar..
Her geçtiğimde Tarihi Basmae Garı'ının araçların çıkmadığı bir fotoğrafını çekmek istiyorum. Bu sefer biraz daha şanslıyım. Tarihi dokuyu bozan eklentileri çok fazla almadan fotoğrafı çekiyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder