25 Mayıs 2016 Çarşamba

SUR BÜTÜN İNSANLIĞIN ACISIDIR! SUSMAYACAKSIN!

SUR'DA AÇILAN MAHALLELERİN DURUMU İÇLER ACISI!
Surun bütün çevresindeki girişler beton bloklarla, bazı sokakların girişleri brandalarla , bariyerler kapatılmış, kum torbalarından mevziler yapılmış, aylardır giriş yasağı var. 

Zorla boşaltılan, ateş altında kaldığı için terk edilen mahallelere yarın sabahtan  itibaren giriş izni verildiği valilikçe duyurulduğundan halk açılan mahallelerin girişinden çoluk çocuk daracık sokaklara akıyor. Telaşlı ve öfkeli aylardır giremediği kendi evlerine yürüyor. 

Onlarla birlikte bir kaç arkadaş bizde merak edip mahalleye giriş yapıyoruz. Sokaktan adımımızı içeriye attığımızda dayanılmaz ağır bir koku midemizi bulandırıyor. 
Ne yapsanız içinize işleyen ağır bir ölüm kokusu bu. 
Nefes almamızı zorlaştırıyor. Açılan mahallelerin dar sokakları insanlarla dolup taşıyor. Büyük bir telaşla hala kapalı bulunan mahalleleri görmek için mahallenin sonundaki binaların merdivenlerine çıkan insanlar kendi evlerinin durumunu görmek istiyorlar. 
Gördükleri karşısında kadınlar çocuklar boğazına düğümlenen acıyla donup kalıyor. 
Bütün mahallelerin yerinde düzlenmiş bir moloz yığını var. 
Bütün evler dozerlerle yerle bir edilerek, molozları Dicle nehrine atılmış. Ağır silahların ateşiyle vurulan binalarda ölenlerin parçalanmış cesetleri, aylarca o enkazın altında kokmuş, çürümüş.
Yıkılan evlerin molozları ayrıştırılmadan Dicle'nin sularına atılınca bu molozların içinde nehre atılmış. Konuştuğum bazı kişiler kopan kol ve bacakların suyun üzerinde gezdiğini Dicle'ye dökülen molozlar nedeniyle aylardır suyun koyu kahverengi akmaya başladığını söylediler. 

Çarşı tarafından içlere girişteki dükkanların kepenkleri parçalanmış, evler epeyce zarara uğramış, duvarlar kurşun izleriyle dolu, sağlam cam yok  hepsi kırılmış, evlerin içi darmadağınık. Evlerine girenler perişan haldeki eşyalarından sağlam kalmış bir kaç parça eşyayı el arabalarına yükleyerek Sur'dan kaçıyor. 
Hala kapalı olan mahallelerin girişleri beton bloklardan ve brandalardan görünmüyor. 
 İnsanlar akın akın mahallere koşuyor girenler büyük bir şok yaşıyor ve gördükleri karşısında donup kalıyorlar. Çocuklar annelerinin yüzüne bakıp çaresizlik içinde talan edilen yıkılan evlerine bakıyor. Herkesin yüzünde çaresizlik ve öfke var. Artık evleri de eşyaları da yok, gelecekleri belirsiz. 
Çoğu aylardır onlar gibi yoksul yakınlarının yanında oldukça kalabalık bir nüfusla kalıyor ne kadar kalacaklarıysa belli değil. Diyarbakır'da sokaklar Sur'da evleri yıkılan ailelerin çocuklarıyla dolu. Bu çocuklar her türlü tehlikeye açık korumasız durumda.
Kazançları da ihtiyaçlarını karşılayacak paraları da yok. 
Savaş, yıkım ve belirsiz bir gelecek yüzlerinde asılı duruyor.
Biriken öfke ve yaşanan kırgınlığın nasıl sonuçlara yol açacağı şimdilik belirsiz. 
Ancak artık onlar için hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. 
Sur'un, Cizre'nin, Nusaybin'in yıkılan harap edilen tüm kentlerin yalnızlığı, acısı, çaresizliği buralardan uzaklaştıkça pek duyulmuyor, görünmüyor. Sur'un acısı en çok Sur'da yaşayanları yakmaya devam ediyor. Yeterli duyarlılık ne yazık ki yok. Bu duyarsızlık orada yaşayan insanların öfkesini daha da arttırıyor.

Herkesin ayrı bir Diyarbakır'ı var. 

Herkes sahip oldukları ya da olmadıkları kadar duyarlı. 
Diclekent' te her türden ünlü markaları bulabileceğiniz mağazaların ışıltılı vitrinleri canlılığını koruyor, biraz daha iyi halli insanların oturduğu semtlerde yaşam normal biçimde sürüyor. 
Sur'a yaklaştıkça yüzlerdeki ifade de, duygu da  değişiyor. 
Kimle konuşsanız herkesin suçladığı birileri ve bir çok kurum var. Beklentilerin karşılanmadığını gerçeği suskunlukla karışık bir öfke haline gelmiş.
Yanlış giden, yanlış yaşanan bir şeyler var belli ki. 
İnsanlarda parçalanmış bir toplumsal ruh hali ve umut kırıklığı egemen. 

Sınıfsal ayrışma duyarlılıkları da etkilemiş, çoktan görünür olmaya başlamış. Bu girdaptan nasıl nasıl çıkılacağına dair herkeste farklı kurgular ve beklentiler var. 
Ancak evleri yıkılanlar için Sur'da yeniden bir yaşam olmayacağı açık.
Yaşananlara duyarlı insanlarla konuşuyorum. Hepsi çok kaygılı, düşüncelerinde çıkışsızlığı yırtmaya, bir yol açmaya çabalıyorlar.
Oradaki yıkımın acısını azaltmaya güçleri yetmiyor.
Yıkıntıların arasından eşyalarını kurtarmaya, yaralı yeni bir hayat çıkarmaya çalışanlarla, bunu görmezden gelen gündelik yaşamlarına devam eden insanların kenti olmuş Diyarbakır.

Burada durum bu kadar duygusal kopukluk içinde seyrederken başka kentlerden duyarlılık beklemek gerçekçi görünmüyor.
Ulusal mücadelenin geçmiş zamanlardaki ortak ruh hali derin yara almış ve ezilenlerle egemenler arasında duygusal bir kopuş (bu gün su yüzüne çıkamıyor olsa da) günlük yaşamda gerçekleşmiş görünüyor.
Bu durum yaşanan yıkımı daha da derinleştirirken, yalnız bırakılmışlık duygusunu ruhlara kazıyor.

Sur'un öfkesi ve kırgınlığı, sahipsiz kalan çocukların bilincini biliyor, keskinleştiriyor. Onlar sahipsiz bırakılmanın acısının, öfkesini bu gün dışa vuramıyorlar belki ancak bu acı giderek derinleşiyor. 
İsyan ve çürüme diyalektiğinin işlediği bu tarihsel dönemde, insanların acı ve öfkesi içine akıyor ve giderek büyüyor. 

Diyarbakır'ın bir çok semtinde son derece lüks yüksek apartmanlar yükseliyor. İnşaat rantı burayı da kuşatmış. Ezilenlerin dünyasının dışında, acılarından uzakta, başka bir sınıfın yaşamı yoksulların acı çekenlerin gözlerine sokularak büyüyor, güçleniyor. Birilerinin zenginliği diğerlerinin acısıyla yan yana. Sermaye güçlenirken yoksulluk ve çaresizlik giderek artıyor.
İktidar cenahında, Sur'un ve başka yıkıma uğrayan kentlerin yaşadığı acılar üzerinden büyük paralar kazanma ve rant hayalleri kuranlar ellerini ovuşturuyor.

Savaşın yarattığı yıkımın enkazından yayılan o ağır kokular, parçalanmış bedenler, dozerlerle düzlenen evler, yok edilmeye çalışılan hayaller, içten içe kendini yeniden daha büyük bir öfkeye kuruyor.

İktidarlar, egemenlik sahipleri değişebilir, ama yaşanan acıların biriken öfkesi herkese bir şekilde ulaşacak. 
Hepimizin steril Diyarbakır'ına İstanbul'una İzmir'ine, başka kentlerine sızacak ve çürütecek. 
Bu çürüme içinden yeşeren filizler  yeni bir doğuşu müjdeleyecek, belki de karanlığa ışık olacak.

Artık, bu yaşatılan acılardan sonra, sadece aptallar veya kendi insan kimliğine ihanet edenler rahat edebilir.
İnsanım diyen, vicdan taşıyan hiç kimse için, artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak, olamaz.

Bu utançtan hep birlikte kurtulamadığımız sürece vicdanımız rahat etmeyecek.

Sur, Cizre, Nusaybin, Şırnak, ve yıkıma uğrayan tüm kentler ve insanlara göstereceğimiz tutum insan kalmamızın ölçüsü olabilir ancak... 

Yaşanan acıları duyumsamak ve buna uygun davranmak bizi daha fazla insan kılacak. 
İnsanım diyerek yaşayacaksak  Sur'da bu katliama, yıkım, insanlık dışı davranışa maruz kalan insanların çığlığına kulak vermek ve acılarına ortak olmaktan başka çaremiz yok.

Yok sayan, görmezden gelen, yaşatılan acılara haklılık zemini yaratarak kendini rahatlatmaya çalışanlar artık insanım diyerek yaşayamazlar, insan kalamazlar. 

Susarsak, bu sessizlik, bizi insanlıktan çıkarıyor çünkü.
Kürt ezilenlerinin çığlığı yine onlar gibi ezilen diğer sınıf kardeşleri tarafından duyulmalıdır!
Hepimizin yıkımı da kurtuluşu da ortaktır!

O ÇOCUKLAR BAKIŞLARIYLA BİZE SORUYOR!
BİZİM ACIMIZA NEDEN SUSUYORSUNUZ!
İNSAN KALABİLMEK İÇİN BU SORUYU HAYATIN İÇİNDE YANITLAMAK ZORUNDAYIZ!












































































Hiç yorum yok:

Yorum Gönder